“Sağlıklı Bir Dünya için Temiz Çevre” temasıyla bu yıl 4 Ekim’de kutlanan Dünya Mimarlar Gününe özel Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Sağlıklı Mimarlık Sempozyumu düzenledi.
Mimarlık Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hakkı Can Özkan’ın moderatörlüğünde Haliç Yerleşkesi konferans salonunda gerçekleşen sempozyumda sağlıklı kentlerin oluşumunda mimarların rolü, farklı yaş gruplarının şehrin mekânlarına erişebilirliği, salgın sonrası kamusal alandan beklentiler ve mimarlık öğrencilerinin gözünden salgın süreci konuşuldu.
Mimarlık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ayfer Aytuğ, sağlıklı kentlerin mimarlıkla ilişkisini, uluslararası örgütlerin sağlıklı kent çalışmalarını ve ülkemizdeki durumu ele aldı.
İnsanlar ve gezegeni önceleyen yerler olarak tanımlanan sağlıklı kentlerin, beşeri ve sosyal sermaye yatırımına öncelik veren kapsayıcı, ayrımcılık karşıtı, güven, esneklik, etik ve değerlere odaklı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Aytuğ şunları kaydetti:
“Hem insanların hem de gezegenin sağlık ve esenliğinin şehrin tüm iç ve dış politikalarının merkezinde olması, güçlendirilmiş ve tutarlı şehir sağlığı politikasını sağlar. Sağlıklı kent, sağlık ve esenlik anlayışını kolaylaştıran erişilebilir sosyal, fiziksel ve kültürel çevre yaratır. Sağlıkta eşitlik ve sürdürülebilirliği kentsel gelişim ve planlamaya entegre eder. Ortak alanların kullanımında ve yönetiminde gelişmiş, kapsayıcılık esastır.”
İyi tasarım ve planlama ile iyileşme mümkün
Doğal yapılı çevre, yerel ekonomi, toplum ve yaşam biçiminin sağlıklı kent planlamasında önemli belirleyiciler olduğunu, iyi tasarım ve iyi planlama ile hava kirliliği, yol yaralanmaları, işsizlik ve kötü barınma dahil olmak üzere şehir planlamasına atfedilen risklerden kaynaklanan kötü sağlığının önlenebileceğini belirten Aytuğ, “Böylece zaman içinde sağlık bakım maliyetleri azalır. İyi tasarım aynı zamanda finansal sosyal ve çevresel değer yaratır. İyi tasarlanmış sağlıklı bir kalkınma, konut birimlerinin satışlarını ve kiralamalarını artırarak, daha yüksek yatırım getirisi getirerek ekonomik değer de katacaktır.” diye konuştu.
Var olan kentsel koşullar ve tek merkezli alınan kararların problemleri de beraberinde getirdiğini söyleyen Aytuğ, kentsel tasarımcılar, peyzajcılar, mimarlar, imar kurulları ve belediye meclislerinin planlama ve kentsel tasarım stratejileri konusunda birlikte hareket etmeleri gerektiğinin altını çizdi.
“Kentler herkes için erişilebilir olmalı”
Mimarlık Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Burcu Balaban Ökten şehir mekânlarına erişebilirliği çocuklar, yetişkinler, engelli bireyler ve özellikle yaşlıların salgın döneminde kamusal alan kullanımına artan ihtiyaçları üzerinden değerlendirdi.
Salgın döneminin başında sokak ile bağlantıları en aza inen yaşlı insanların soyutlanmadan hayata katılımlarının ruh ve beden sağlıkları açısından önemli olduğuna dikkati çeken Ökten, “Yaşlı kentliler evlerine kapandılar, sağlıkla ilgili hizmetleri almakta zorlandılar. Yalnızlaşma büyüdü. Evlerin onlara göre düzenlenmesi, sosyal destek almaları, parklar, yürüyüş yapacakları mekânlar olması önemli hâle geldi. Konutlar ve kamusal alanların tasarımında yaşlı bireylerin ihtiyaçlarının doğru şekilde anlaşılması, daha rahat hareket etmelerini sağlayan fiziksel tasarımların yapılması gerekiyor. Asansörler, rampalar, park ve bahçelerde oturabilecekleri mekânlar tasarlanması, fiziksel aktiviteler yapacakları alanlar tasarlanması elzem.” ifadelerini kullandı.
Engelli bireylerin de kendi başlarına şehre katılmalarının önemli olduğunu kaydeden Ökten, “Mimarlar engelli bireylerin kendi başına hareket etmelerini sağlamalı. Kentler herkes için erişilebilir olmalı. Özellikle salgın döneminde kamusal alanların, yeşil alanların ne kadar önemli olduğunu gördük. Evrensel ve kapsayıcı tasarımı esas almalıyız.” dedi.
“Kullanıcı tercihleri değişti”
Mimarlık Bölümü araştırma görevlisi Mesut Dural ise salgın döneminde çevreyi algılama öncelikleri üzerine konuştu. Salgın ile bireylerin mimari mekândan beklentilerinin değiştiğini belirten Dural, “Salgında algılama önceliklerimiz değişti. Açık veya yarı açık mekânlar tercih etmeye başladık, kapalı alanların havalandırılmasını istedik, sosyal mesafeye dikkat ettik, temastan kaçındık. Bahçe, teras, balkon beklentisi arttı. Salgın bize mimaride açık ve yarı açık alanların ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Kullanıcı tercihlerindeki bu değişiklikler bundan sonra yapılacak tasarımlara da yön verecektir.” değerlendirmesinde bulundu.
Mimarlık öğrencilerin çevrimiçi birlikteliği
Mimarlık Bölümü üçüncü sınıf öğrencileri Esma Nur Kamar ve Buğra Arslan da Covid-19 nedeniyle yüz yüze eğitimden uzak kaldıkları dönemde aktif öğrenciliği sürdürebilmek adına ekipçe yaptıkları etkinlikleri anlattı. Mimarlık Kulübü olarak çevrimiçi ortamda başlattıkları atölyeler, seminerler, araştırmalar, geziler, sosyal sorumluluk projeleri ile haftanın her gününü dolu dolu geçirdiklerini dile getiren öğrenciler böylece kampüslerden ayrı kalsalar da bir arada olmanın güzelliğini yaşadı.
Farklı sınıfların birbirlerini takip ettiği bir sistem kurduklarını söyleyen Buğra Arslan, “İkinci sınıfların birinci sınıflara, birinci sınıfların da hazırlıkta okuyanlara destek olacakları bir sistem oluşturduk. Farklı birimlere ayrıldık. Sosyal sorumluluk birimi olarak Bitlis’teki bir okul için kalem kutular diktik. Sosyal medya birimimiz hesaplarımızı aktif tutacak içerikler hazırladı. Mimarlık Sözlüğü projemizi başlattık. Gezi ekibimiz kendi çektikleri gezi videolarını paylaştı. Salgın süreci bizim için farklı deneyimler yaşadığımız, bilgi edinme konusundaki hevesimizin, meslek aşkımızın ve kararlılığımızın arttığı bir dönem oldu. Birbirimizi yüz yüze göremesek de çok keyif aldığımız işler yaptık.” diye konuştu.
Salgın sürecini kendileri için avantaja döndürmeyi başardıklarını ifade eden Esra Nur Kamar, “Haftanın her gününü etkinlikle doldurduğumuz bir sistem oluştu. Mimarlık yoğun bir disiplin, çevrimiçi etkinlikler olmasaydı her güne bir etkinlik ayırmak çok zor olacaktı. Herkesin kendi mekânını oluşturduğu çevrimiçi platformlar katılımcı sayısı ve verimin artmasına yardımcı oldu.” dedi.